" alt="Myspace Layouts" style="position:absolute; left:0px; top: 0px;" border="0">Get your layout at Spaceboos



30/7/2009 • Kategori: YAZILAR

3G ile artık cepten konuşurken birbirimizi de görebileceğiz.

“Kulak”tan sonra bir de “göz”ümüz oldu, ne mutlu...

Bunun ekonominin canlanmasına da katkısı olacaktır bilirim ben. Her sabah 3G’yi açmadan önce bir koşu kuaföre gidecektir Nebahat...

24 saat makyaj, gece konuşmaları için yeni gecelikler, sabah konuşmaları için çiçekli sabahlıklar, renkli bluzlar, arka dekor için duvar kâğıdı-çerçeve derken...

Nasıl değişiyor insanın hayatı.

*

Diyelim ki yalan söylemek artık daha zordur.

Karısına “Toplantıdayım” diyenler, ayakları havada pozisyondan çıkıp bir toplantı dekoru bulmak zorundalar.

Üstü kravatlı-ceketli, alt tarafı bir kaçamak yatağının içinde donlu sahneler geliyor gözümün önüne.

“Madem toplantıdasın, müdürü göster o zaman...” diyor diyelim ki karısı...

“Göz” orada çünkü...

*

“Kulak”a “göz” eklendi...

Ufaklıklar için “Okuldayım anne” yok artık...

Keza “Hastayım, üşütme geldi şefim” olmayacak. Şef “O zaman kumsalda mayo ile oturmak iyi gelmez Nuri” diyecektir...

Âşıkların işi daha da zor...

Tuvalette oturup “Şu anda balkonda sallanan koltuğumda, bulutlara bakıp seni düşünüyorum sevgilim” olamayacak... Çünkü “sallanan koltuğun” klozet olduğunu görecek duygulanan sevgilinin “göz”ü...

Ya da iş hayatında; “Dairenizin her şeyi mükemmel oldu, şu an hazır” diyen müteahhide soracaktır “göz” sahibi müşteri:

“Hani duvarları yok mu?..

*

Tamam, iyi yönleri vardır...

Ama yaşamın en değerli şeyi özgürlüğümüzü biraz daha aldılar elimizden...

Kendi dünyamıza her gün biraz daha el koyuyorlar, bize bir şey kalmıyor...

Özel anlarımız, gizli dünyamız, yalanlarımız, günahlarımız, yüzümüz, gözlerimiz, saçımız-başımız, sevinçlerimiz, kahkahalarımız, ağlayışlarımız, pazara sürüldü...

Güçlü küresel sermaye, bizi bize satıyor...

Anlamıyor musunuz ?

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

2/7/2009 • Kategori: AYRILIKLAR VE ASKA DAIR




BAŞLADIĞIN GÜNÜN..SÜRDÜRDÜĞÜN GÜNLERİN..HERBİRİNİN HATRINA..
ÇARESİZİM EVET.
BEKLEMEKTEN..BEKLEMEK GİBİ BİR ZORUNLULUĞU YAŞAMAKTAN..
PİŞMANDA DEĞİLİM..
ARASIRA NAZA ÇEKİLMEK İSTİYORUM SADECE..
SIZLANIYORUM YOKLUĞUNDA..ELİM KOLUM KALKMAZ HALLERE VURUYORUM KENDİMİ..
SUSUYORUM..
BİRGÜN DAHA KOYDUM SENSİZ ÖMRÜMDEN TIKA BASA DOLU SANDIĞA..
YENİ BİR SANDIK BULMAK MI..
ASLA..
VARLIĞINDAN ÖTE BİRDAHA VERMEM SENİ YOKLUĞA..
BİR DAHA YOKLUĞA BOĞMAM SENİ.....

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

29/6/2009 • Kategori: AYRILIKLAR VE ASKA DAIR



Benden önce söylenmiş sözlerin haklılığına
Kızdığım oldu zamanında ama inandığımda
Ömrümde her şarkı başka bi kapı açtı
Bu sarkının ardında sen
Bu kapının ardındaysa benden önce söylenmiş sözler vardı

Çok zor günler geçirdim vaktiyle
Alemde savaşlar çırpınışlar nihayetinde
Aşık olmak kısmetmiş yar, sana..
Aşık olmak kısmetmiş yar..

Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar? seçtiklerimiz mi ?
Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı
Seçtiklerimiz evet !
Hayat bu sevgilim çoktan seçmeli
Senin askınsa bi dönem ödevi

Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Bir aksam çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar

Bir şarkı tuttum sevgilim bir kapı açtım ikimize
İkimiz çokmuşuz meğer bu resme
Kapatmadan bu kapıyı yinede
Bu yaralar bereler sanadır bileler ...

Bu yaralar bereler sanadır bileler
Göreler aşkımı
Şahidim gök kubbe
Aşığım bekletme

Çok canım yanıyordu gördüklerimden ve göreceklerimden
Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bi tek
Benim de kanattıklarım vardı elbet
Ezdigim kumlar ve geçtigim yollar hala gölgeni taşıyorlar
Hani demiştim ya en başında
Ne ayrılıklar ne aşklar ne başlangıçlar diye
Yani demem o ki çok zor günler geçirdim vaktiyle

Çok zor günler geçirdim vakiyle kalbimde
Firari endişeler nihayetinde
Aşık olmak çok zormus yar sana
Aşık olmak çok zormus yar

Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Ölecegim yar
Bu şarkı sadece benimdi sevgilim
Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize
Yazmışsın ya 'onu sevebilecegimi düşünmüştüm' diye
İşte o günden beri belkide bu yüzden sadece
Bu yaralar bereler sanaydı aşkı bileler
Göreler aşkımı şahidim gök kubbe
İclal AYDIN

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

28/6/2009 • Kategori: AYRILIKLAR VE ASKA DAIR



İstediklerim aslında o kadar basit ki, belki de bana öyle geliyor. Yaşadığım sıkıntıları üstüne atmak değil derdim. Tam da tersi, bütün hepsini unutmak için sana koşmak istiyorum. Yangın yerine dönen şu kalbimi, aşkınla söndürmem gerek.

     Öyle uykusuzum ki gecelerdir, bilemezsin. Sensizliğin parçalayan ağırlığından olsa gerek, sürekli uyandığım huzursuz uykulardan, bedenim yorgun düşüyor. Sen gelsen, kafamı koyar koymaz dalıp gideceğim mutlu bir gecenin özlemini çekiyorum.
     Gittiğin her yerde izini sürerek, senin için delice, acınası bir hasretle ardından koşarak, hep bekleyerek, hep özleyerek geçiyor vakit. Ellerimizden kayıp giden şu zamanın geri dönüşü de yok üstelik, bundandır kavuşma telaşım.
      Hayatımı şöyle bir gözden geçiriyorum, ne kadar çok ertelediğim umut var. Seni ertelenmişler listesine koymak istemiyorum. Ne varsa yaşanılacak, tadını çıkarsak! Bir filmi izleyip gülsek mesela, patlamış mısır kokusu eşliğinde. Aşkı kıskıvrak yakaladığımız geceleri çoğaltıp, kendimizi sıyırsak bu dünyanın tüm gürültüsünden, olmaz mı?
       Bazen aklının içine girmek istiyorum. Ne düşündüğünü bilmek, yüreğinin içine sızarak, ne hissettiğini anlamak ve ne öğrendiysem bugüne kadar, hepsini unutarak, seninle yeniden başlamak ihtiyacındayım.
       Aklım, ruhum sende takılı kalmışken, gündelik hayata uyum sağlamak da zor aslında. Dostların kahve sohbetleri, bir film karesi, el ele yürüyen bir çift, gördüğüm her ne varsa, kaçışlarıma daha çok itiyor beni.
       Gün olur da usanırsa kalbim, bu uzun ve hiç bitmeyecek bekleyişlerden diye korkuyorum. Senden ayrılmak dert değil, kapatırız bir gece yarısı telefonları, kendimizi bitiririz birbirimizde. Sonra ne olur? Aklım ayrılığı kabullense de, başka bir ten tenime değdiğinde, yüreğim yine ihanet sayar bir yabancının gözlerime bakan gözlerini. Sana ait olmaktan vazgeçmem için, kalbimin bunu kabullenmesi gerekir, yoksa mantığım bitti diye çığlık atsın, ne fayda? Senin adını söylersem sevişirken, gittiğim yerde bir kitap görür ve seni aramak istersem ya da en sevdiğim şarkı çaldığında aklıma yine sen gelirsen, gerçekten senden ayrılmış sayılır mıyım?
         Sevdiğim, serin bir yaz gecesinin ortasında gelsen, hiç haberim olmadan, ansızın çalsan kapıyı, karşımda seni görünce gözlerim ışıldasa, sessiz bir çığlık atsam içimden, dakikalar boyunca sarılıp kalsak o kapının önünde. Balkonda bir güzel masa kursam, yanına da bir küçük duble koysam hasrete yakışır diye; sonra sen anlatsan yokluğunda neler yaptığını, ben gözlerinin içinde kaybolarak dinlesem. Ellerimiz kenetlense birbirine, hatta vücudumuz, sabaha kadar sarmaş dolaş uyusak yalnız rüyalara inat. Sen artık gelsen sevgili çünkü bu kalbin sana ihtiyacı var...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

22/6/2009 •

Telefonda konuşuyorum. Sorun şu ki, kendimi dışarıdan izliyormuş gibi hissediyorum. Televizyon seyreder gibi….
İş yerinden çıkıp otobüse biniyorum. Orası da gerektiğinden fazla kalabalık. İş çıkış saati,uzun süren trafik çilesi, yanımda ayakta duranlar konuşmak istiyorlar belli ki, yanıt veriyorum. Sonunda eve ulaşıyorum. Markete uğrayıp, yemeklik malzeme alıyorum. Kasada duran kız beni tanıyor. Ayaküstü iki sohbet de onunla ediyorum.
Evin kapısını açıyorum. Kedim beni bekliyor. Bütün gün yalnız olduğundan aç ve sevilmek istiyor. Sürekli mırıldanıyor. Karnını doyuruyorum, sevip okşuyorum. Onun da gönlünü yapıyorum. Duşa girip yıkanıyorum. Güzel bir kahve pişiriyorum. Henüz acıkmamışım. Dinlendirici bir müzik koyuyorum. Bir sigara yakıyorum, telefon çalıyor. Kız arkadaşım, sevgilisi ile kavga etmiş. Dakikalar, belki saatler süren aşk derdini dinliyorum. Gereken şeyleri söylediğime eminim. O da mutlu ve rahatlamış bir şekilde kapatıyor. Tam elime kitabımı alacakken, kapı çalıyor. Karşı komşum, fal için kapatılmış kahve fincanıyla geliyor. Kocası geç kalacakmış, laflarız diye düşünmüş. Buyur ediyorum, falına iki yalan atıyorum. Seviniyor. O da uzun uzun anlatıyor, dinliyorum. Sonunda gidiyor.
Balkona çıkıyorum. Bir sigara daha yakıyorum. Derin bir nefes çekiyorum. Dumanı rüzgardan dağılıyor. Dışarısı biraz serin. Yaz tam olarak gelmedi, geceleri biraz üşütüyor. İçeri giriyorum. Yatağa uzanıyorum. Bugün herkes mutlu oldu mu? Bana ihtiyacı olanlara tam olarak yardımcı olabildim mi? Peki, ruhum neden içimde değil? Nasıl oluyor da kendimi dışarıdan izleyebiliyorum?
İçinde ruh olamayan bir beden, ne kadar yaşıyor sayılır? İçinde aşk olmayan bir kalp ne kadar sayılırsa! Yalnızım! Şehrin gürültüsü bitmiş. Işıklar tek tek sönüyor. İnsanlar sevdikleri ile uykuya dalmak üzereler. Eski bir şarkı geliyor aklıma, mırıldanıyorum: “Bir ben uykusuz, bir ben huzursuz, bir ben çaresiz, bir ben sensiz…”
Etrafım insan doluyken, üstelik seviliyorken, dostlarım, ailem, sosyal hayatım varken; bu kadar yalnız hissetmek garip değil mi? Değil! Aşkın boşluğunu dolduracak ne bir kişi, ne bir olay var. Birini seviyor olmak, kocaman yatakta sarmaş dolaş uyumak, gece kabus gördüğünde, “geçti canım, ben yanındayım” diyecek birine sahip olmak çok büyük bir lükstür. Kimileri buna sahiptir, kıymet bilmez.
İnsanoğlu sahip olduklarına sahip çıkamıyor. Değerini kaybedince anlamak gibi bir akılsızlığımız var. Özlediğimiz, hasret çektiğimiz her şey, elimizin altında olunca önemsizleşiyor. Oysa elde etmek için ne savaşlar vermiştik? Yalnız doğduk, yalnız öleceğiz diyorlar. Elbette, tam olarak öldüğün an yalnızsın. Bunu kimseyle paylaşmak gibi bir çabamız da olamaz. Ancak o ana gelene kadar geçecek süreyi yalnız geçirmek için gösterilen bu çaba neden? Huzur azgınlığı yapıyoruz. Sevgimize, aşkımıza gerektiği kadar sahip çıkmıyoruz. Gün gelip kaybedince, pişmanlık duyuyoruz ama çok geç oluyor.
Ben bu gece de yalnızım. Siz, uyurken üstünüzü örten birine sahipseniz, iki elle tutun. Bir gün çok geç olabilir…..

Yorum (yok) Yorum yaz!

3/5/2009 • Kategori: AYRILIKLAR VE ASKA DAIR



Hayalleri mi de alıp götürdün giderken, keşke onları alabilseydim senden...
Ben, bu devrin aşığı olamadım, ayak oyunlarına, ayak uyduramadım, ne çok açık kapı bırakmışım meğer, içimde çalınmadık elmas, yakut, inci ve mercan bırakmamışlar...

Kalbim bomboş derler ya, işte öyle... Ama bildiğin gibi değil, içimde değer kalmadı... Öyle boş... Bomboş...
Şimdi öğreniyorum, hayatın acı gerçeklerini... Dostun bile gerçekte dost olmadığını, kardeşin bile kardeş...

Bir anda ters esince rüzgâr, değişiveriyormuş beklentiler...

(Herşey değişiyorda ben hala üç nokta koymaktayım yazdıklarıma, bu değişmiyor)

Anlam yüklemekteymişim herşeye, bir ahşabı boyamak gibi birşey, kuru, yalın renksiz bir çerçeveymişsinde, her renge boyamışım... Kendi boyadığım çerçeveden görmüşüm seni...

Sende bundan mı korkuyordun?
Seni her şeyden çok sevdim derken, acaba ben bunuda mı uyduruyordum?

Hadi gözlerim yanlış anladı, kulaklarım yanlış duydu, kalbim yanlış hissetti! Peki ya okuduklarım? Olabilir, okuduğumuda anlamamış olabilirim... Haklısın...

Şimdi bu bile bende bir aşama, dün arabanın içerisinde geçirdiğim travma ile içimde bulunan tıkalı damarlar açıldı belki... Yazıyorum... Yaz/ı/yor/um, yorumlamayasın... Bu kendimle yüzleşme... Sen içinde yoksun, hiç olmadın... Bay X, çerçevesini boyadığım, elmaslarımı, yakutlarımı, incilerimi, mercanlarımı çalan hırsız...

Aşk sana dokunmaktı bir zamanlar
Aşk ağlamaktı sebepsiz
Aynı noktaya bakmaktı...
Gözgöze gelince gülmekti...
Her sabah telefona bakmaktı,
Anlam katmaktı, doğan güneşe...
Şimdi herşey yapayalnız...
Kelebekler konacak çiçek arıyor bahçemde...

Biliyor musun?
Gözüme bakıp içinde ayıp arayanlar
Bir şey bulamadılar!
Açtım gözlerimi kocaman, daha iyi görsünler diye, kendilerine inanamadılar!
Çok uzun zaman oldu sevdiğim şarkıları dinlemez oldum, şarkılardan bile kaçar olmuşum... Ne çok yutmuş, ne çok tutmuşum, ne çok kırılmış, ne kadar çok kaybolmuşum...

Artık anlamsızlıklara anlam yükleme çabasında değilim...
Kendi anlamsızlığımda yok oluşun tadını çıkarıyorum...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

8/3/2009 • Kategori: AYRILIKLAR VE ASKA DAIR



Yıllar sonra davetimi kırmamış, bir "çay içimi" vaktini bana söz vermişti.

Bir çay içimlik!

Yıllar önce bir nefeslik bile görsem yeter dediğim o adam, şimdi bir içimlik bana gelecekti.

O Gece uyudum desem yalan olur! gece boyunca sözlerimden gözlerimden dökülecek her şeyi hesaba çektim.

Yıllar önce yaptıklarını yapmasınlar diye, saatlerce dilime elime, kendimce sözler, şekiller ezberlettim.

Gözlerimin ele verdiği sözlerimin dile düştüğü günleri hatırlatıp, yüreğime, defalarca küfrettim.

Hepsi hepsi bir çay içimi, gel gör ki "bardağına karıştırırsam acı vurur diline" diye, ne kadar çikolata varsa yedim.

Tatlı konuşmalıydım, tatlı tatlı gülümsemeliydim bakışlarım geçmişi hatırlatmamalıydı.

Sadece öylesine tatlı bir sohbet ..

Özlemimi nasıl gizlemeliydim, elim eline değince, nasıl almalıydım avuçlarından, ya kendime hâkim olamazda hırsla çekersem ellerimi ?" ben hala bıraktığı o günde kaldım ya, yıllarca ona, öfke duydu yaşamım.

Ne giymeliydim, hangi yanımı güzelleştirmeli,20 yıllık çizgilerimi nasıl gizlemeliydim.

Gece uyumadım, tüm giysiler tek tek geçti üzerimden, hatta boyalarla renkten renge soktum yüzümü, dudaklarıma hangi rengi sürsem, bir türlü tutturamadım gençlikteki yanaklarımın pembe tonunu.

Neydi istediğim sanki! Yıllar önce beğendiği beni, şimdi beğendiremeyecek miydim ki?

Saçlarım daha bir sarı, belkide bu yüzden aklarımı fark etmeyecek diye gönlüm rahat.

Hatta yıllar öncesine göre daha da havalı.

Sabaha yakın uyumuşum, hatta rüyamda gördüm, o bir içimlik çayı

Gece boyunca ne giyinmişsem, sabah hepsi fazla yaşlıca geldi bana, bense 20 yıla meydan okurcasına en genç takıldım ,"düşük bel kot, boyalı penye, sıra dışı makyaj, sıra dışı saçlar "hazırdım ona.

Geceden dersimi iyi ezberlemiştim. Bir eski dost havasında, biraz da kibirli, hatta umursamaz, çayı bile tam içmeyecektim kalacaktı bardağımda.

Ezilmeden ezecektim.

"Bak dimdik ayaktayım" dercesine geldim çay bahçesine, tamda randevu saatinde.

O beni yürürken görmeli, iç çekmeli diyordu kadınca hislerim bana, "bunca hazırlık boşuna mıydı"?

Bahçeye bakındım, gezindim, masalarda, hala gelmemişti, her zamanki gibi ,20 sene evvelde "hala gelmemiş" olan hep o olurdu ya….

Bahçenin en güzel masasına oturdum, çantam, ayakkabılarım, saçlarım, moda dergisinden çıkmış gibiydim… Görmeli, ne zengin, ne rahat olduğumu bilmeliydi.

Bahçe kapısını görmek için sandalyemi çevirdim, bir sağa bir sola,olmadı: bu sefer de masanın bacağına takıldı. Düzeltmek için uğraşırken sinirlendim "gelişini göremeyecektim" öylece, yamuk yumuk oturdum.

Garson da tepemde "ne içersiniz?"

Ben karıştım dolaştım, heyecan mı, özlem mi, geçmişe öfkemi? Ne diyecektim nasıl davranacaktım?

Ya o, nasıl gelecekti, ne giyecek, hangi kokusunu teninden bana gönderecekti.

Hava sıcak olmasına rağmen "siyah deri ceketini giyse" diye, anlamsızca bir düşünce geçti kalbimden.

Öyle ya, 20 yıl aklımda, tek kayıt resmi o…

Üzerinde pino'nun klasik kokusu, avuçlarımda pino…

Vedanın imzalandığı o gün ve imzanın altında ki tek resim bu...

Nasıl gitmişti…

"ne güzel bir genç adam" derdi gören, yakışan, yakıştıran.

Saatlerce beklediğim, kahve köşeleri geldi aklıma, sabırla aşkla.

Sonra hava kararır yine üzgün, yine kızgın eve giderdim.

"Bir çay içimlik kadar bile olsa gel" derdim, gelmezdi gelemezdi, sebepleri, yetişmesi gereken işleri vardı, kendince.

(o işleri, yıllar sonra bile hala "haklımı haksız mı diye" tartışılmakta!,ama...)

Bir gün iki gün üç gün, böyle böyle ,aylarca bekledim. Yeter diyebilme cesaretim olmadı, olamadı da, veda yine ondan geldi.

"Bu kadar" dedi, benden bu kadar. Bekleme der gibiydi halleri. Ben döndüm, o gitti.

O gün çay bahçesinde yine o günlerdeki gibi bekledim, 20 yıldır bekler gibi geldi bana bu bekleyişim.

Yine geç kalmıştı, kızmalıydı yüreğim, kesin bağırmalıydım ne kaybedecektim ki sanki bu sefer, haykıracaktım yüzüne, "neydi bu sevdaya vebalim"

Kapıdaki adam, "O"...

Nasıl değişmişti, nasılda kaybetmişti o dağ, o zirve halini.

Baston elinde, boynunda asılı çantası, sanki erimiş küçülmüş bedeni.

Dillerim unuttu ezberlediklerimi, gözlerime "sakla sakın belli etme" demiştim ya, heyhat kim dinler beni.

"Kalkıp yardım etsem" istedi yüreğim, ama kalkamadım, isyan ettim haline "benim yiğidim yürümeli, kendi gittiği gibi, geri gelmeli ellerime..."

Yıkıldım, 20 yıldır hayallerim de öfkeyle kovaladığım o adam, yürüyemiyordu bana.

Kalkmadım kalkamadım, şimdide başladı kadere isyanım.

Bir çay dedi sadece bir çay, "oturamam, İlaçlarım için tekrar hastaneye dönmeliyim."

Tedirgin etrafına ,sonrada bana dikkatlice baktı,"ne bu " dedi, "yakışmadı sana bu halin"

Hep düşünürüm, kendine mi yakıştıramamıştı beni, yoksa Odamı saklamak için gözlerini, benim gibi saçmaladı, susturamadı belki de dillerini.

O üzgün ben üzgün, yine ayrılıkdık.

Kendime baktım; Bir çay için 20 yıl beklemiş, 20 yıldır bekletilmiş biri gibimi gözüküyordum.

Onamı üzülmeliydim? Yoksa kendime mi?

Son gördüğümden bu yana, artık resmi bile değişti rüyalarımda.

"bastonu ile yürümeye çalışıyordu"…

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/10/2008 •

80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?'
 
Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.'
 
Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?'
 
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'
 
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?'
 
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?'
 
Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: 'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?'
 
Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.
 
'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.'

 

 

'Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.'  (İsra, 23)

Yorum (2) Yorum yaz!

27/7/2008 •


Sen yokken, buraların tadı tuzu kalmıyor damağımda. Öyle yavan, yalın, çıplak ayak dolanıyorum sokakları. Sen yokken, gözlerim divane oluyor hayallerimde. Birden kayboluyorum kendi gizemimde. Sen birde geceleri görmeye dur, bir bir damlıyor gündüzün serinliğine. Sanki tanrıçanın, ayaklarıyla ezdiği üzüm gibi kararıyor doldukça. Her dolduğunda kırk yılı aşmış, her damladığında asırlaşıyor gündüzün üzerinde. Sen olmadığında ben uçurum kenarında, sen olmadığında ben masmavi bir boşlukta, sen olmadığında, ben çukur arıyorum kendime, senin doluluğunda. Senden uzakta bir şehir var kendi sarhoşluğunda, bir rüzgar dolaşır başıboş, bir soluk adımlar kendi sokağındaki kaldırımları.
Senden uzak olunca, bir yağmur damlası alay eder tüm ıslanmışlığımla. Uluorta bir Pazar kurulur, sere serpe çarşaflar düğün yeri gibi, düğüne geç kalmış bir yemeni sarkar, tezgahtan rüzgara, kınalı ellerin göz bebeklerine doğru. Senden uzakta belki de burada. Tüm yaşanmış hikayeler anlatılır akılların namuslu yerlerinde, kimi aşkı arar merdiven dayamış, kimi hayra yorar kendini. Sabahın erkeni makbul kılar aşkı, gün olup geçse de, kervanı arar gözlerim. Her kervan seni taşır gönlümün yelkeninde, bir deniz kızı misali. Senden uzakta, uzak siyah ve yabani bir at şahlanır, şehrin yokuşlu yollarına, kimi atsa sırtına aşka kurban edecekmiş gibi. Senden uzakta aşka merdiven dayadım seninle.
Bir lamba muma çevirmiş geceyi, bir bekçi mesaisi dışında, biri ney çalar yavaş yavaş yudumlar geceyi, bir sarhoş kendini mektuba adar. Hoş sarhoşun mektubu da okunmaz gecenin bir yarısında, ama içtikçe güzelleşiyor insan yarı boyalı duvarın kenarında. Senden uzak olunca her şey yeniden başlıyor. Senin boşluğun öyle kolay dolmuyor. Senden uzak olunca insan hiç adres sormuyor, senden uzak olunca bir gece daha ansızın iniyor, sen uzak olunca senden ancak bu kadar oluyor. Sen ne zaman gelsen gözüm kulağım dudaklarım doyuyor.
Seni öyle özledim ki daha otobüsün kalkmadan,
seni öyle özledim ki daha yüzüme bakmadan.
Gel sen dön şimdi bir başına koca şehre, yolları boş duvarları boyasız, gözleri kısık, yağmurları ağlayan.
Gel sen dön şimdi. Kim dönerse dönsün aldırış etmeden,
gel sen dön senden uzak, yalın ayak, arkana bakmadan gözlerinin akşama düştüğü yoldan.
Senden uzakta ben kaybolmadan...

Yorum (2) Yorum yaz!

27/7/2008 •



Bitme, bak, içtim, yürüdüm, kederlendim
Denize girdim, üşüdüm, sana geldim.
 
Düş bitmeden sen bitme.
Bitmeden sevgi gitme…
 
Bitme! Bak, koştum, savruldum, hep örselendim.
Cigara ziftlendim, ille de seni sevdim.
Uzaklarda öyle çok kederlendim.
 
Günler bitmeden bitme.
Bitmeden hasret gitme…
 
Bu yangın geceler, bu intihar.
Gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar!
Bu dolunay gecenin gogsunu yarar.
Benim gogsumde de sana geni$ bir yer var.
 
Düş bitmeden sen bitme.
Bitmeden sevgi givartme...

Yorum (1) Yorum yaz!